1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KÖTÜLÜK HER YERDE, İYİLİK KAZANACAK

KÖTÜLÜK HER YERDE, İYİLİK KAZANACAK

 

Kötülüğün bu kadar görünür olduğu bir çağda yaşıyoruz. Haber bültenleri, sosyal medya akışları, gündelik sohbetler… Hepsi sanki aynı cümlenin farklı versiyonlarını tekrar edip duruyor. Haksızlık, çıkarcılık, vicdansızlık. İnsanın içinden bazen şu soru geçiyor.  Bu kadar karanlık nasıl birikti?

Aslında kötülük yeni değil. Sadece artık daha hızlı yayılıyor, daha çok görünür oluyor. Eskiden bir kasabada yaşanan bir haksızlık, o kasabanın sınırlarını zor aşardı. Bugün ise dünyanın öbür ucundaki bir acıyı saniyeler içinde öğreniyoruz. Bu görünürlük, kötülüğün arttığı hissini de büyütüyor. Oysa belki de değişen, sadece ışığın açısı.

Fakat burada asıl mesele ise şu. Kötülük neden bu kadar kolay yayılıyor? Çünkü hızlıdır. Çünkü hesap vermez. Çünkü kısa vadede kazandırır gibi görünür. İyilik ise sabır ister, emek ister, çoğu zaman sessizdir. Alkış beklemez, manşetlere çıkmaz.

Ama tam da bu yüzden kalıcıdır.

Bir toplumun gerçek gücü, kriz anlarında değil; gündelik hayatta gösterdiği küçük iyiliklerde saklıdır. Birinin hakkını gözetmek, yalan söylememek, güçsüzün yanında durmak… Bunlar basit gibi görünen ama dünyayı ayakta tutan temel taşlardır. Kötülük gürültülüdür, iyilik ise derin.

Tarih de bunu söyler. Nice zorbalıklar, nice adaletsizlikler gelip geçti. Güçlü görünen nice yapı çöktü. Ama insanlığın ortak vicdanı, her seferinde yeniden ayağa kalktı. Çünkü iyilik, insanın özünde var olan bir dirençtir. Yok edilemez, sadece ertelenebilir.

Bugün çevremize baktığımızda karanlık daha baskın gibi görünebilir. Ama dikkatli bakıldığında, o karanlığın içinde parlayan sayısız küçük ışık vardır. Bir çocuğun gülüşünde, bir yabancının yardımında, birinin haksızlığa karşı tek başına duruşunda…

Belki de mesele, nereye baktığımızdır.

Kötülüğün varlığı inkâr edilemez. Ama onun karşısında duran iyilik de en az onun kadar gerçektir ve unutulmaması gereken en önemli şey de şudur. Kötülük, kısa vadede kazanır gibi görünse de; iyilik, uzun vadede hep galip gelir.

Çünkü insanlık, karanlıkta değil; ışıkta yolunu bulur.

 

-*-*-*-

 

Albert Einstein

Zaman zaman hayatın akışı içinde durup düşünmek gerekir. İnsan, yalnızca yaşamakla değil, anlamakla da yükümlüdür. İşte bu noktada tarihe damga vurmuş bilim insanları bize sadece bilgi değil, aynı zamanda bir bakış açısı da sunar.

Bu isimlerin başında Albert Einstein gelir.

Einstein, yalnızca görelilik teorisiyle evren anlayışımızı değiştiren bir fizikçi değildi; aynı zamanda düşünmenin, sorgulamanın ve merak etmenin önemini hatırlatan bir rehberdi. Onun hayatı, başarıdan çok merakın ve ısrarın hikâyesidir.

Einstein’ın en bilinen sözlerinden biri şudur:

“Önemli olan sorgulamayı bırakmamaktır.”

Bugün yaşadığımız çağda bilgiye ulaşmak kolay, ancak doğru soruları sormak her zamankinden daha zor. Einstein bize, zekânın yalnızca bilmekle değil, merak etmekle anlam kazandığını anlatır.

Bir başka sözü ise oldukça çarpıcıdır:

“Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.”

Çünkü bilgi sınırlıdır; o günün şartlarıyla şekillenir. Oysa hayal gücü, insanı bilinmeyene taşır. Bilim dediğimiz şey de zaten bilinmeyene duyulan cesur bir yolculuk değil midir?

Einstein’ın hayatından çıkarılacak en önemli derslerden biri de şudur: Başarı, düz bir çizgi değildir. O da zamanında anlaşılmamış, eleştirilmiş, hatta dışlanmıştır. Ama vazgeçmemiştir. Çünkü o, doğruyu aramanın alkıştan daha değerli olduğunu biliyordu.

 

-*-*-*-

 

HANGİ UN TERCİH EDİLMELİ?

 

Unun hikâyesi aslında mutfağın en temel ama en çok yanlış anlaşılan konularından biridir. Aynı buğdaydan elde edildiği düşünülen unların neden bu kadar farklı sonuçlar verdiği, çoğu zaman göz ardı edilir. Oysa işin özü oldukça nettir. Protein oranı, buğdayın türü ve öğütme tekniği. Bu üç unsur, hamurun kaderini belirler.

Hamurun elastik olması mı gerekiyor, yoksa ağızda dağılan bir yapı mı? Kabarması mı ön planda, yoksa incecik açılabilmesi mi? İşte bu soruların cevabı doğrudan kullanılan una bağlıdır. Sert buğdaydan elde edilen yüksek proteinli unlar, güçlü gluten yapısı sayesinde özellikle ekmekte aranan kabarmayı ve gözenekli dokuyu sağlar. Bu yüzden fırıncılar için bu tür unlar vazgeçilmezdir. Buna karşılık yumuşak buğdaydan elde edilen düşük proteinli unlar, daha kırılgan bir yapı sunar; kekin yumuşaklığı, kurabiyenin gevrekliği buradan gelir.

Tam buğday unu ise modern beslenme anlayışının yükselen değerlerinden biridir. Kepeği ve ruşeymiyle birlikte öğütülen bu un, yalnızca bir hamur malzemesi değil, aynı zamanda bir besin tercihi olarak öne çıkar. Lif oranı yüksek, doyuruculuğu fazladır. Ancak her tarifte aynı performansı vermeyeceği de bilinmelidir.

Son yıllarda adını daha sık duymaya başladığımız “00” un, özellikle pizza ve makarna hamurunda fark yaratır. Çok ince öğütülmüş yapısı sayesinde elastikiyet kazandırır, hamurun inceliğini ve dokusunu kusursuz hale getirir. Alternatif unlar ise mutfağa yeni karakterler kazandırır. Siyez, çavdar ya da karabuğday gibi seçenekler, hem farklı tatlar arayanlara hem de daha bilinçli beslenmek isteyenlere hitap eder.

Bu çeşitlilik yalnızca teorik bir ayrım değildir; pratikte herkesin kullanım alışkanlıklarına da yansır. Evde yemek yapanlar genellikle her işe uyum sağlayan çok amaçlı unlara yönelir. Pastaneler daha hassas sonuçlar için özel unlar kullanırken, fırıncılar hacim ve yapı için yüksek proteinli unlardan vazgeçmez. Sağlıklı beslenme eğiliminde olanlar ise tercihini daha doğal ve işlenmemiş seçeneklerden yana kullanır.

Geleneksel üretim anlayışını sürdüren markalar bu noktada ayrı bir yer edinir. Taş değirmenlerde öğütülen, katkı maddesi içermeyen unlar hem lezzet hem de doğallık açısından öne çıkar. Bu tür üretim, sadece bir ürün değil, aynı zamanda bir yaklaşım sunar. Buğdayın özüne müdahale etmeden, onun karakterini koruyarak elde edilen unlar, mutfakta daha gerçek sonuçlar verir.

Un, tek tip bir malzeme değildir. Her biri farklı bir amaca hizmet eden, farklı sonuçlar doğuran bir dünyadır. Doğru unu seçmek ise iyi bir tariften önce gelen en kritik adımdır. Çünkü iyi bir hamurun sırrı, çoğu zaman tarifte değil, kullanılan unda gizlidir.

Not: “00” un (doppio zero), İtalyan sınıflandırma sistemine göre en ince düzeyde öğütülmüş, pudra dokusuna sahip, yüksek kaliteli, rafine bir buğday unudur. Genellikle pizza ve makarna yapımında kullanılan bu un, elastik ve pürüzsüz hamurlar sağlar. İtalyan pizzasının “altın standardı” olarak bilinir, gluten yapısı sayesinde gevrek ama esnek sonuçlar verir.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.