1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BİGADİÇ BOR MADENİ VE İLÇENİN EKONOMİSİ

BİGADİÇ BOR MADENİ VE İLÇENİN EKONOMİSİ

0
Paylaş

Maden zenginliği halkın hayatına ne kadar yansıyor?
Balıkesir’in iç kesimlerinde yer alan Bigadiç, sahip olduğu yeraltı zenginliğiyle Türkiye’de adından söz ettiren ilçelerden biri. Özellikle bor madeni söz konusu olduğunda Bigadiç’in adı sık sık gündeme geliyor. Dünyanın en önemli bor rezervlerinin bir kısmı bu topraklarda bulunuyor.
Bor madeni Türkiye için stratejik bir kaynak olarak kabul ediliyor. Cam sanayinden temizlik ürünlerine, seramikten ileri teknoloji üretimine kadar birçok alanda kullanılan bu maden, ülke ekonomisi açısından büyük önem taşıyor. Bigadiç de bu önemli kaynağın çıkarıldığı merkezlerden biri.
Doğal olarak akla şu soru geliyor: Bu kadar önemli bir madenin bulunduğu ilçede ekonomik hayat bundan ne kadar etkileniyor?
Elbette bor madeni Bigadiç için önemli bir istihdam alanı oluşturuyor. Maden işletmelerinde çalışan çok sayıda insan var. Bu durum ilçede belirli bir ekonomik hareketlilik de yaratıyor. Çalışanların gelirleri çarşıya, pazara ve esnafa yansıyor. İlçedeki ticari hayatın canlı kalmasında madenin katkısı olduğu inkâr edilemez.
Ancak meseleye biraz daha geniş açıdan bakıldığında farklı bir tablo da görülüyor.
Yeraltında büyük bir zenginlik bulunmasına rağmen ilçenin genel ekonomik yapısında beklenen ölçüde bir sıçrama olduğunu söylemek kolay değil. Bigadiç hâlâ ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılıkla ayakta duran bir ilçe görünümünde. Genç nüfusun önemli bir kısmı ise iş ve eğitim nedeniyle büyük şehirlere yöneliyor.
Bu durum sadece Bigadiç’e özgü değil aslında. Türkiye’de maden zenginliği bulunan birçok bölgede benzer tartışmalar yapılıyor. Yeraltındaki kaynakların değeri yüksek olsa da bu zenginliğin yerel ekonomiye ne ölçüde yansıdığı sık sık sorgulanıyor.
Bigadiç’te de zaman zaman aynı soru soruluyor: Bu kadar önemli bir madenin bulunduğu bir ilçede yaşam standardı daha farklı olabilir miydi?
Elbette madenciliğin kendi sınırları ve ekonomik gerçekleri var. Ancak yerel kalkınma açısından bakıldığında madenin etrafında gelişen yeni yatırımlar, sanayi alanları ve yan sektörlerin oluşması ilçeye farklı bir dinamizm kazandı-rabilir. Bor madeni sadece çıkarılan bir yeraltı kaynağı olarak kalmamalı, aynı zamanda bölge için bir kalkınma fırsatına da dönüşebilmeli. İşte asıl mesele belki de burada başlıyor.
Bugün Bigadiç’e bakıldığında bir yanda tarım ve kırsal yaşamın sürdüğü bir ilçe görülüyor. Diğer yanda ise dünya için önemli sayılan bir madenin çıkarıldığı topraklar var.
Bu iki gerçek yan yana duruyor. Gelecek yıllarda önemli olan, bu yeraltı zenginliğinin ilçenin sosyal ve ekonomik hayatına daha güçlü bir şekilde yansımasını sağlayabilmek olacak. Çünkü Bigadiç’in toprağının altında büyük bir değer var. Asıl soru ise şu: Bu değer ilçenin geleceğini ne kadar değiştirecek?

///

Osmanlı’da Ramazan
Ramazan ayı, Osmanlı’da sadece bir ibadet zamanı değil aynı zamanda bir toplum kültürüydü. Bugün özlemle anlatılan birçok gelenek o dönemlerde hayatın doğal bir parçasıydı.
Osmanlı şehirlerinde Ramazan farklı bir ruhla karşılanırdı. Ayın ilk günü yaklaşırken çarşılar hareketlenir, evlerde hazırlıklar yapılır, mutfaklar bereketli sofralar için hazırlanırdı. İnsanlar sadece kendi evlerini değil, komşularını ve ihtiyaç sahiplerini de düşünürdü.
İftar vakti yaklaştığında şehirlerde ayrı bir heyecan yaşanırdı. Top atışıyla birlikte oruçlar açılır, sofralarda büyük bir paylaşma kültürü oluşurdu. Zengin konaklarında kurulan iftar sofralarına çoğu zaman tanınmayan insanlar da davet edilirdi. Amaç gösteriş değil, paylaşmaktı.
Osmanlı’da Ramazan’ın en güzel geleneklerinden biri de “diş kirası” idi. İftara davet edilen misafirlere yemek sonrası küçük hediyeler verilirdi. Bu hediyeye diş kirası denirdi. Yani misafirin zahmet edip sofraya gelmesine teşekkür edilirdi.
Bir başka güzel gelenek de mahalle kültürüydü. Mahallede kimse aç kalmasın diye herkes birbirini gözetirdi. Fırınlardan çıkan pidelerin kokusu sokakları doldurur, çocuklar iftar topunu beklerdi.
Geceleri ise şehir başka bir canlılığa bürünürdü. Teravih namazından sonra insanlar kahvehanelerde sohbet eder, meddahlar hikâyeler anlatır, Karagöz ve Hacivat gösterileri yapılırdı. Ramazan geceleri bir bakıma kültür ve sanat gecelerine dönüşürdü.
Osmanlı’da Ramazan’ın en önemli özelliği ise dayanışmaydı. İnsanlar bu ayda daha fazla yardımlaşır, fakirlerin sofraları unutulmazdı. Sadaka taşları, imaretler ve hayır kurumları toplumun vicdanını ayakta tutardı.
Bugün zaman değişti, şehirler büyüdü, hayat hızlandı. Ama Ramazan’ın özü değişmedi. O öz, paylaşmak ve birbirini hatırlamaktır.
Belki de geçmişten bugüne kalan en önemli miras budur. Ramazan sadece aç kalmak değil, başkasının halini anlamaktır. Sofranın bereketini çoğaltan da işte bu duygudur.

Giriş Yap

Balıkesir Birlik Gazetesi - Son Dakika , Güncel Haberler ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!