Birlik Gazetesi, Güncel Haberler, Balıkesir haber, Balıkesir Birlik, Birlik Haber, Birlik Gazetesi, En son haber, Balıkesir

ACABA UZAK DURMAK MI LAZIM.. 16.01.2020

ACABA UZAK DURMAK MI LAZIM.. 16.01.2020
Zikri Evner
Zikri Evner( zikri@birlikgazetesi.com.tr )
13
16 Ocak 2020 - 12:48

Bugünkü yazımın başlığını görenler, bana hemen soracaktır; “Acaba neden uzak durmak lazım, neyi kast ediyorsun?” Böyle soranların merakını hemen gidereyim; “Uzak durmak mı lazım, derken kast ettiğim, bizim işimiz yani mesleğimiz, gazeteciliği kast ediyorum yahu, anlayın artık!” Verdiğim yanıtı okuyanlar bana şunu diyebilir; “Bana ne kardeşim sizin işinizden, gazeteciliğinizden. Biri gider, diğeri gelir. Giden ağam, gelen paşam yani, sen gidersen, başkaları gelir, bu sütunları, gazete sayfalarını yazdıklarıyla, yaptıkları haberlerle doldurur, bizde okuruz. Ne fark eder ki!.”
Eğer gerçekten böyle düşünüyorsanız, lütfen boşu boşuna aşağıda yazacaklarımı okuma zahmetine katlanmayın! Madem yazacaklarım, sizi ilgilendirmiyor, o zaman boşuna zaman kaybı yaşamayın! Çok kıymetli vaktinizi daha önemli(!) ve daha değerli(!) uğraşlara ayırın!. Yapacak hiçbir şey bulamıyorsanız kırlarda, bayırlarda avare gibi dolaşın, hava alın. İyi gelecektir(!) Çok değil, 19-20 yıl kadar öncesiydi. Yakın çevremde, ‘gazetecilik’ kisvesi altında, ‘gazetecilik mesleği’ üzerinden yerel ölçekte de olsa çirkince tezgahlanan oyunları, birilerinin sinsice yürüttüğü siyasal güç, yani iktidar mücadelelerini, algı operasyonlarının varlığını iyice hissetmeye başlasam da ‘gazetecilik’ mesleğine bu denli sirayet ettiğini, böylesine egemen olduğunu gerçekten bilmiyor, bilemiyor, anlayamıyor, algılayamıyordum!.
O sıralarda, şimdiki gibi yaklaşık 32 yıllık yıllık değil henüz 11-12 yıllık gazeteciydim. Ama bu işlerde pişmek, olgunlaşmak için en az 20-25 yıl geçmesi gerektiğinin de farkındaydım. Şimdi aradan geçen zaman zarfında o yıllarda farkında olamadığım, daha doğrusu birazcık farkında olsam da pek önemsemediğim o acı gerçeklerin daha acı veren boyutuyla çok daha vahim durumdaki haliyle gördükçe, doğal olarak soruyorum elbette; ‘gazetecilikten uzak durmak mı lazım?’ diye..
Bu saatten sonra ne faydası olacaksa!.
Hele at izinin, it izine böylesine karıştığı, sapla samanın bir türlü ayrılamadığı bir ortamda!. Çok büyük konuştuğumu lütfen düşünmeyin, ama söylemek zorundayım; Çok değil daha 11-12, hatta 7-8 yıl önce bile ‘kendimi gazeteciliğe adanmış bir ömür’ şeklinde tanımlardım hep!.
Bugün aynı şeyi söyleyemiyorum, ne yazık ki! Hem aynı şeyi söylesem bile, ne yazar, kim takar, kimler önemser, dikkate alır, bilemiyor, kestiremiyorum ki, açıkçası!.
Ben bu mesleğin, mekteplisi değil, alaylısıyım. Bilenler bilir. Bizleri yetiştiren meslek büyüklerimizden, tedrisatından geçmiş, yanlarında çalışma fırsatı bulduğumuz ustalarımızdan gazeteciliği; ‘Haberi yakaladı mı bırakmayan, kimselerle kirli ve çirkin, bol akçeli, menfaat ilişkilerine girmeyen, haberin haber değeri dışındaki, unsurları ve değerleriyle asla haşır neşir olmayan, her türlü gizli kapaklı ilişkilerden olabildiğince uzak duran, ticari, mali çıkarların mesleğimizi yönlendirmesinden ırak olan kimselerin yapması gereken bir iş, yani meslek yani benliğimizi sarıp sarmalayacak bir kimliktir’ diye öğrenmiştim. O yüzdendir ki; ‘Gazeteci, muhalifse muhaliftir, eğer yandaş ise de yandaşlığını asla saklamayandır. Gazeteci aynı zamanda bulduğu haberi şöyle veya böyle diye ayırmayandır.’ Benim anladığım, bildiğim, öğrendiğim ve yıllardır yapmaya çalıştığım gazetecilikte, gazeteci başkalarının hoparlörü değil, kendi bildiği, benimsediği değer yargılarının zanaatı olarak görendir. Yani kimselerin adamı olmadan, yasalara ve etik kuralları yok saymayan, asla saygısız davranmadan, vicdanını dolayısıyla insafını ve izanını yanında taşıyan bir gazeteci portresi hep idealim, ülküm ve hedefim olmuştur. Benim öğrendiğim, gördüğüm ve bildiğim gazetecilik mesleği buydu, çünkü kendimi yıllardır buna inandırmıştım. Mesleğe 1988’in sonbaharında başladığım dönemde yakaladığım haberin heyecanını adeta deli gibi duyar, hissederdim. Çünkü gazetecinin salt gazetecilik yaptığımda gerçekten başarılı, dolayısıyla iyi gazeteci olacağına kendimi inandırmıştım. O yıllarda çevremde gördüğüm, bir kısmıyla beraber çalıştığım, bazılarıyla sıkça görüştüğüm benden daha deneyimli gazeteciler, yaşları itibarıyla ağabeylerim, ya da kardeşlerim olan haberciler gazeteciliği bir deli heyecan, bir deli şizofren gibi yaşarlardı hep sürekli olarak!..
Kimsenin kimseye özel, kişisel bir garezi, bir husumeti olmazdı. Sadece bazen tatlı, bazen de çok sert rekabetler, birbirimizi atlatmalar yaşanırdı, o kadar!.
Kimsenin kimseye ne despotça talimatı ne de hatırlı(!) biçimde iteleyici yönlendirmesi dahi olmazdı, yapılmazdı!..
O günlerde ya ben çok safmışım, ya da öyle zannediyordum!.
Benimkisi bir acayip, biraz delidolu, belki de garip bir biçimde yaklaşık 32 yıldır devam eden gayet heyecan dolu ve belki de ‘fanatik’ bir gazetecilik sevdasıydı. Bu oldukça uzun ‘gazetecilik serüveni’ yarın belki de birilerinin düdüğü çalıp ‘bitti artık, buraya kadar’ dediğinde gerçekten bitecek midir?
Aslında ‘Bitmemesi lazım, buna izin vermem’ demeyi inanın o kadar çok arzuluyorum ki!..
Doğrusunu bu saaten sonra inanın ben bilemem ama ‘acaba gazetecilikten uzak durmak mı lazım’ diye düşünmenin bir faydası asla olmaz!..

POPÜLER FOTO GALERİLER