Birlik Gazetesi, Güncel Haberler, Balıkesir haber, Balıkesir Birlik, Birlik Haber, Birlik Gazetesi, En son haber, Balıkesir

reklam

YA DÜNYA FANİ OLMASAYDI!

YA DÜNYA FANİ OLMASAYDI!
Zikri Evner
Zikri Evner( zikri@birlikgazetesi.com.tr )
38
18 Eylül 2020 - 9:28

Geçenlerde yaklaşık dört yıldır yüz yüze görüşemediğim eski bir dost(!) ile karşılaştım. Gazetecilik mesleğine henüz yeni başladığım 1980’li yılların sonunda tanıştığım o eski dostum, o zamanlar dönemin kudretli iktidar partisi, ANAP’ın Balıkesir teşkilatı içinde aktif siyaset yapıyor, bir yandan da bir akrabasıyla birlikte serbest ticaret ile meşgul oluyor, böylelikle kendi deyimiyle ‘bu fani dünyada’ üç beş kuruş kazanıp, ekmek parasını çıkarıyor, yolunu buluyordu. Aradan birkaç yıl geçti, henüz 1991 genel seçimleri yapılmadan önceki süreçte bizimkini önce ANAP Balıkesir teşkilatından tasfiye ettiler yani açıkça dışladılar. Hemen ardından da ticari hayatında bir biri ardına darbeler yaşamaya başladı ve çok geçmeden işyerini kapatmak zorunda kalarak iflas bayrağını çekti, battı, gitti yani sizin anlayacağınız!.
İzleyen süreçte ise bir buçuk iki yıl kadar hiç görüşemedik. Nereye gitti, neler yaptı, hayatını nasıl sürdürebildi, bugün dahi bilmiyorum. Neyse sonrasında gayet iyi anımsıyorum, 1994 Yerel seçimleri öncesiydi. Bir yerde tesadüfen karşıma çıktı. Sarılıp hasretle kucaklaştıktan sonra birlikte o zamanlar çalıştığım işyerine giderek iki saati aşkın bir süre baş başa sohbet ettik. O sohbetimiz esnasında bana artık hayatında yeni bir sayfa açtığını, bizim mesleğe ucundan kenarından da olsa girmek üzere olduğunu, ayrıca siyasete yeniden başlayacağını, o yıllarda yükselişe geçen Erbakan’ın Refah Partisi’ne yakında ‘şaşalı bir törenle’ kayıt yaptırıp rozet takacağını da övünerek anlattı..
“ANAP ne oldu peki, kapattın mı o defteri?” şeklindeki soruma ise şu yanıtı verdi; “Devir ANAP devri değil artık. Özal’dan sonra ANAP bitti zaten, şimdi uzatmaları oynuyorlar. Mesut Yılmaz, ANAP’ın kapısına yakında kilit vuracak bak göreceksin. Doğruyol’u çok istedim ama olmadı işte. Ben de Refah Partisi’nde karar kıldım.” Ardından o dostuma tekrar sordum; “Peki senin siyasi ilkelerin ve dik duruşun ne olacak, Refah Partisi’nde gerçekten yapabilecek misin? Dahası bizim mesleğe gireceğini söylüyorsun, kusura bakma ama sen gazetecilikten ne anlarsın, basit işler değil, bizim işler!” Aldığım yanıt gayet çarpıcı, bir o kadar ibret dolu ve düşündürücüydü;
“Sana çok açık ve samimi olarak söylüyorum, bak iyi dinle. Bu fani dünyada üç kuruş kazanıp evine ekmek götürebilmek için ne yapman gerekiyorsa yapacaksın. Siyasi ilkelermiş, dik durmakmış falan, hepsi hikaye! ANAP da dik durduk, ilkeli davrandık da ne oldu? Ben artık işime bakarım, çorba nerede kaynıyorsa ben oradayım. Gazetecilikten ne anlarsın, diyorsun, kim ne kadar anlıyor ki! Üstelik biliyorsun ki ben üniversite mezunuyum. Gazeteciliği sizin gibi üç beş kuruş ekmek parası kazanmak için yapmayacağım ki! Gazetecilik benim için bir basamak vazifesi görecek o kadar. Dünya fani ama ölüm ani değildir, insan gerekirse bugününü kurtarabilmek için yarını feda edebilmelidir, sevgili dostum!.”
Bugünkü yazımın ilk cümlesinde de belirttiğim gibi yaklaşık dört yıldır görüşemediğim o eski dostumla karşılaştığımda birden yıllar öncesine döndüm ve yukarıdaki satırlarda sizlere aktardığım anılarım tazelendi. O eski dostum halen kıyısından köşesinden de olsa gazetecilikle meşgul olmayı sürdürdüğünü, son birkaç senedir AK Parti’nin hararetli bir savunucusu olduğunu da bana gururla anlatırken, kik yıl kadar önce AKP’li belediyelerin birinde Danışman(!) olarak çalışmaya başladığını da söylemeyi ihmal etmedi. O eski dostumun ayaküstü sohbetimizde bana söylediği son sözleri şu oldu; “Şimdi bana ‘nereden nereye’ diyeceksin. Dersen de, bozulmam, kırılmam asla sana, hep söylerim, dünya fani ama ölüm ani değildir. Hayat bir şekilde devam ediyor ve etmelidir de. Üç beş kuruş ekmek parası kazanmak, herkes yolunu bulurken benim de hakkım olanı istemenin ve almanın nesi, neresi yanlış, söyle Allah’ını seversen!” Bu lafları eden o eski dostuma söyleyecek çok şey vardı aslında, ama ‘boş ver’ dedim. İyisi mi, ben size kıssadan hisse kapılacak ‘son derece ibretlik’ bir öykü anlatayım da, anlayan anladığı kadarıyla ne demek istediğimi anlasın. En doğrusu da bu sanırım!.
Öykümüzün adı “Dünya fani imiş!” Yoldan geçen birisi, evinin bahçesinde tuhaf hareketler yapan bir adama sorar; ‘Niye öyle tepinip duruyorsun?’ Yanıt hazırdır; ‘Keçe tepiyorum. Sıkıştırıp pazarda satacağım. Ne yapalım, fani dünya işte, üç, beş kuruş kazanıyoruz!’ Yoldan geçen adam, yine sorar; ‘Başındaki çıngırak ne?’ Yanıt yine hazırdır; ‘Çevredeki bahçelerin ekin ve meyvelerine kuşların gelmemesi için ses çıkarıyorum. Sahipleri de bana bir miktar ücret ödüyor. Ne yapalım, fani dünya işte, üç beş kuruş kazanıyoruz.’ Sorular devam eder; ‘Peki, sırtındaki yük nedir?’ Yanıtlar, devam eder; ‘Bu yayıktır. Ayrandan yağ çıkarıyorum. Sonra da götürüp pazarda satacağım. Ne yapalım, fani dünya işte, üç beş kuruş kazanıyoruz.’ Adam artan merakla yine sorar; ‘O elinde döndürdüğün nedir?’ Cevap yine hazırdır; ‘Bu bir kirmendir. Komşuların yünlerini eğiriyorum. Onlar da ücretini ödüyor. Ne yapalım, fani dünya işte, üç, beş kuruş kazanıyoruz.’ Bıkmadan bir kez daha sorar; ‘Niye öyle sağa sola bakıyorsun?’ Yanıt yine hazırdır; ‘Komşu çocuklarını takip ediyorum beyim. Onları tehlikelerden korumak için bakıcılık yapıyorum. Komşular da bana ufak, tefek hediyeler veriyorlar. Ne yapalım, fani dünya işte, üç beş kuruş kazanıyoruz!’ Adam sormaktan bıkmıştır artık ama son kez sorar; ‘Peki kardeşim, dünya fani olmasaydı daha neler yapardın?’ Pişkinlik içinde gayet muzip bir yanıt alır, ama son kez; Ona göre tedbirimi alır, yine işime gücüme bakardım beyim. Daha başka ne yapayım ki!.’

POPÜLER FOTO GALERİLER