Birlik Gazetesi, Güncel Haberler, Balıkesir haber, Balıkesir Birlik, Birlik Haber, Birlik Gazetesi, En son haber, Balıkesir

reklam

TÜRKİYE’NİN KIBRIS VE DOĞU AKDENİZ MESELESİ

TÜRKİYE’NİN KIBRIS VE DOĞU AKDENİZ MESELESİ
Süleyman Pehlivan
Süleyman Pehlivan( suleyman@admin.com )
60
22 Aralık 2020 - 9:59

Bu yazımın giriş bölümünde kısaca adanın tarihinden bahsetmek istiyorum

KIBRIS’IN FETHİ
Osmanlının adayı fethinden önce adada; Venedikliler, Cenevizliler, Rumlar, Berberiler, Araplar ve az sayıda Türk yaşıyordu. Venedikliler ile Cenevizliler Katolik, Rumlar ise Ortodoks mezhebine mensup idiler. Katolikler, Ortodoks Rumlara mezhep değiştirmeleri için baskı yapıyorlardı. Zamanla bu baskılar ağır işkenceler ve cinayetlere kadar varabiliyordu.
Bu baskı ve işkenceler karşısında çaresiz kalan Rumlar, Osmanlıdan yardım istemek zorunda kaldılar. Rum Ortodoks Patriği, Osmanlı padişahına mektup yazarak adayı fetih etmelerini ve kendilerini Katoliklerin zulmünden kurtarmasını istedi.
Buna gerekçe olarak da, Osmanlının fetih ettiği topraklarda, Müslüman olmayanlara da adaletle davranıldığını ve dini inançlara müdahale edilmediğini bildiklerini ifade etti.
Osmanlı 1570 ve 1571 yıllarında adaya 1 yıl süren seferle düzenledi ve adayı 1571 yılında 50 binden fazla şehit vererek fetih etti. Osmanlının adayı fethinden sonra ada halkı, ister Müslüman olsun, ister Katolik veya Ortodoks olsun inançlarını özgürce yaşayabildiler.

BİRLEŞİK KIBRIS CUMHURİYET
Osmanlı adayı, fetihlerin uluslararası hukuka göre suç sayılmayan bir dönemde fetih etmişti.
Yani ada, yasal olarak da Osmanlının mülkü olmuştu. Ancak yüzyıllar geçse de Avrupalı Devletler, adanın Türklerin eline geçmesini hazmedemedi.
Bunun nedeni de adanın jeo-stratejik önemi ve Doğu Akdeniz’ de bulunan, petrol ve hidrokarbon yataklarının bulunduğunu biliyor olmalarıydı. Yüzlerce yıldır Türklerde Kıbrıs’ tan atmaya çalışan küresel güçler, bunu sağlayabilmek için değişik stratejiler uyguladılar.
Bunlardan birisi de, Rumların sayısal çokluğuna güvenen Avrupalılar, adada Rumlarla Türklerin oluşturacağı “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” kurulmasıydı.
Bu cumhuriyetinin kurulabilmesi için de, 1959 ve 1960 yıllarında Zürih, Londra ve Atina’da bir dizi toplantılar düzenledi. Bu toplantılara İngiltere, Türkiye ve Yunanistan heyetleri katıldılar.
Bu toplantılarda “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” anayasası hazırlandı. Bu anayasa hazırlanma çalışmalarında, Türk diplomatlar büyük başarılara imza attılar. Anayasaya eklettikleri bazı maddelerle, Türklerin adada kurulan devlette söz sahibi ve güçlü bir taraf olmasını sağladılar.
Bu maddeler ise,
Adada birbirini temsil yetkisi tanıyan iki eşit özgür halk yaşar.
Yüz kişiden oluşan millet meclisinde 60 Rum 40 Türk milletvekili olacak, ancak kararlar salt çoğunlukla alınacak.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Rum, Cumhurbaşkanı yardımcısı Türk olacak, ancak yardımcının da veto hakkı bulunacak.
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ve anayasasına yapılacak aykırı faaliyetlere karşı İngiltere, Türkiye ve Yunanistan garantör devlet olacaklar.
Birkaç yıl sonra, bu anayasa ile adaya tek başlarına hakîm olma hedeflerine ulaşamayacaklarını anlayan Rumlar adada huzursuzluk çıkarmaya başladılar. Yunanistan’ın desteği ile kurulan EOKA-B teşkilatı ve adaya getirilen Yunan askerleri vasıtasıyla Türk köylerini basmaya ve Türkleri katletmeye başladılar.
1974 yılına kadar Rumlar omlarca köy ve kasabayı basarak çoluk, çocuk, kadın demeden yüzlerce Türkü katlettiler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasında ki Türkiye’nin garantörlüğü maddesine dayanarak yani uluslararası hukuka uygun olarak, adaya barış harekâtı düzenledi ve adada yaşayan soydaşlarımızın haklarını ve can güvenliklerini garanti altına aldı.
AKDENİZ’DE SONDAJ FAALİYETLERİMİZ
Türk devletinin Doğu Akdeniz’de yaptığı sondaj çalışmalarına Avrupa Birliği karşı çıkmaktadır. Bu durum uluslararası hukuka ve adalete tamamen aykırıdır.
Çünkü:
Akdeniz’e en büyük kıyısı olan ülke Türkiye’dir.
K.K.T.C. ’nin Doğu Akdeniz’e kıyısı vardır.
Ayrıca Doğu Akdeniz’e kıyısı olan Libya ile yaptığımız “Münhasır Ekonomik Bölge” antlaşması elimizi daha da güçlendirmiştir.
Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarından Türkiye’yi tamamen mahrum bırakmak
İsteyen Avrupa Birliği tamamen art niyetlidir ve uluslararası hukuka aykırıdır. Korkuları petrol ve doğalgaza ulaşarak Türkiye’nin sermayeyi bulması ve güçlenmesidir.
Saygılarımla..

POPÜLER FOTO GALERİLER