Birlik Gazetesi, Güncel Haberler, Balıkesir haber, Balıkesir Birlik, Birlik Haber, Birlik Gazetesi, En son haber, Balıkesir

KISSADAN HİSSE DOLU İBRETLİK HİKAYELER!.

KISSADAN HİSSE DOLU İBRETLİK HİKAYELER!.
Zikri Evner
Zikri Evner( zikri@birlikgazetesi.com.tr )
5
03 Nisan 2020 - 12:54

Yaşamın içinde 'kıssadan hisse kapılacak, ibretlik dersler çıkarılacak' kısa öyküler epeyce çoktur.
Zaruret hasıl olduğunda ve yeri geldiğinde ben de bu sütunlarda o kıssadan hisse kapılacak ibret
dolu öyküleri anlatmayı bir nevi görev sayıyorum. Şimdi anlatmaya başlıyorum. Kıssadan hisselik
ilk öykümüz "Baltayı bilemek!" adını taşıyor..
Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye
başlıyormuş, bir ağacı kesip devirirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne
öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç
kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya bağladığında eve
dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya
başlamışlar. Sonuçta ikinci adam çok daha fazla ağaç kestiği ortaya çıkmış. Birinci adam bu
duruma kızmış, öfkelenmiş. "Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe
başladım, ama senden daha geç bitirdim. Yine de sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin varsa sırrı
nedir?" diye sinirli biçimde sormuş. İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş: "Ortada bir
sır falan yok ki! Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin
baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir. Bunu senin de bilmen gerekirdi." Bu kısa
öyküden çıkarılacak kıssadan hisselik sonuç bence şöyle olmalıdır; "Kendimizi geliştirmek,
baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden
geçirmektir. Zayıf bulduğumuz yanlarımızı ve alanlarımızı geliştirmek için caba göstermektir.
Bu, zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur. Yeni
Delhi'deki ünlü tapınakta Sokrates'in su sözü yer alır: 'İnsan önce kendini tanı.' Kendini
tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini
tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında fark
olmaması anlamına gelir. Bireysel hayatımızda ve iş yaşamımızda başarılı, mutlu ve doyumlu
olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız.."
Sizlere aktaracağım ikinci öykümüz ise "Beyaz at ve hükümdar" adını taşımaktadır. Hükümdarın
birinin beyaz bir atı varmış. Hükümdar, bu atını çok severmiş. Bir gün bütün maiyetinin yani
kendi adamlarının hazır bulunduğu bir sırada; "Bu beyaz atımın ölüm haberini getirenin kafasını
uçurabilirim. Çok dikkatli olun. Çünkü bu beyaz atı canım kadar seviyorum. Onun ölüm haberi
bende kriz geçirtebilir." demiş. Günün birinde, her şeyin eceli geldiği gibi beyaz atın da eceli gelir
ve hükümdarın o beyaz atı ölür. Hükümdarın adamlarında bir telaştır, kopar. Kimse cesaret
edemez ki, beyaz atın ölümünü hükümdara haber versinler. Seyis başı, düşünür taşınır, olacak
gibi değil. "Ben gidip hükümdara haber vereceğim. Öyle olsa da, böyle olsa da bizim kafa nasıl
olsa gidecek!" der. Seyis başı, hükümdarın huzuruna çıkar: "Hükümdarım" der. "Sizin beyaz at
var ya!"
" Evet, var!" der, Hükümdar. Seyis başı: "O beyaz at yatmış, ayaklarını dikmiş, gözlerini
yummuş, karnı şişmiş, hiç nefes almıyor!" der. Hükümdar: "Seyis başı, seyis başı! Desene, bizim
beyaz at öldü!" Seyis başı: "Aman hükümdarım! Ben demedim, siz dediniz hükümdarım, siz
dediniz!" der ve kafayı kurtarır. Yani demem o ki; "Kim olursa olsun birine bir şey söyleme
şeklimiz inanın birçok şeyi değiştirir, hatta hayat kurtarabilir!."
Üçüncü ve bugünlük kıssadan hisselik ve de ibretlik son öykümüzün adı ise "Kırlangıcın öyküsü!"
Kırlangıcın biri, bir gün bir adama aşık olmuş. Her gün pencerenin önüne gelir onu izlermiş.
Günlerden bir gün bütün cesaretini toplamış ve adama "Hey adam, ben seni seviyorum, uzun

zamandır seni beğeniyle izliyorum!" demiş. Adam "Saçmalama yahu, sen bir kuşsun ben ise bir
insan, durduk yere sende nereden çıktın!" diye bunu içeri almamış, pencerenin önünden
kovalamış. Ama kırlangıç yine gelmiş "Tamam seni hiç rahatsız etmeyeceğim." demiş ve eklemiş
"Sadece çok iyi dost olalım, bu bana yeter!" demiş. Adam yine kabul etmemiş ve onu yine
kovalamış. Kırlangıç tekrar gelmiş "Bak bana" demiş. "Hava çok soğuk, seninle çok iyi arkadaş
olalım, beni içeri al yoksa soğukta donacağım!" diyerek şöyle yalvarmış; "Beni içeri almazsan
sıcak ülkelere göç etmek zorunda kalacağım. Lütfen, ne olursun, beni içeri al!" Adam kırlangıcın
gözünün yaşına bakmamış ve onu yine almamış. Kırlangıç, çok üzgün bir şekilde başını önüne
eğmiş ve gitmiş. Aradan epeyce çok zaman geçmiş. Adam pişman olmuş, yaz gelmiş, diğer
kırlangıçlara sormaya başlamış. Ama o kırlangıcı gören olmamış. Sonunda danışmak amacıyla için
bilge bir kişiye gitmiş olanları anlatmış. Bilge kişi demiş ki; "Kırlangıçların ömrü en fazla altı
aydır. Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elinize geçer değerlendiremezseniz, o fırsat
uçup gider. Hayatta bazı insanlar vardır, sadece bir kez karşınıza çıkar, değerini bilmezseniz
kaçıp gider ve asla geri gelmez. Dikkatli olun, farkında olun ve bir düşün bakalım, acaba sen
farkında olmadan bugüne kadar kaç kırlangıç kovaladın!."

POPÜLER FOTO GALERİLER