Birlik Gazetesi, Güncel Haberler, Balıkesir haber, Balıkesir Birlik, Birlik Haber, Birlik Gazetesi, En son haber, Balıkesir

ÇİÇEK DÜRBÜNÜNDEN SİYASETE BAKIŞ..

ÇİÇEK DÜRBÜNÜNDEN SİYASETE BAKIŞ..
Zikri Evner
Zikri Evner( zikri@birlikgazetesi.com.tr )
6
04 Şubat 2020 - 10:06
Beni bilenler bilir!.
Her defasında yeniden kez daha kendimi anlatmaya gerek var mı, bence yok ama..
Son bir yıldır BİRLİK gazetesinde, öncesinde İki yılı aşkın bir süre Artı Haber’de ondan önce yaklaşık 8 ay kadar Demokrat’ta ondan evvel yaklaşık 5 buçuk yıl süreyle Ekspres ve Marmara’da yayımlanan yazılarımı dikkatle okuyanlar şimdi kuracağım cümleyi hemen anımsayacaklardır; ‘Zaruret hasıl olduğunda..’
Yakın geçmişte bu sütunlarda yayımlanan bazı yazılarımı arşivimden alıp güncelleyerek ve çoğu kez özü bozulmayacak biçimde özetleyerek sizlere tekrar sunduğumu biliyorsunuz. Geçmişte yayımlanan bazı yazılarımı her ne kadar güncelleyerek ve özetleyerek de olsa yeniden sizlere sunmuş olmakla ‘kendimi tekrarlamadığımı’ düşünüyorum. Çünkü bir gazeteci, yazarın ona ayrılan sütunlarda ‘kendini tekrarlaması’ ünlü İngiliz yazar ve şair Oscar Wilde’ın deyişiyle bir konuya saplanıp kalan ve o konuyu takıntı haline getirerek kişisel meselesi yapan, sonrada o meseleyi çözmek amacıyla düşünce üretmekten kaçınıp açıkça üşenen veya yeni bir şeyler yazmayı beceremeyen bir yazarın ‘sütunlar boş kalmasın’ diye eski yazılarını tekrardan yayınlaması anlamına gelmektedir. Oysa ben şimdi yaptığım gibi geçmişte bu sütunlarda yayımlanan bazı yazılarımı ‘zaruret hasıl olduğu’ gerekçesiyle güncelleyerek ve çoğu kez de özetleyerek sizlere sunmakla kendimi tekrarlamadığımı düşünüyorum. Çünkü benim ara sıra veya bazen yaptığım aslında kendimi tekrarlamak değil, ülke gündeminin ve de elbette ki siyaset gündeminin hep aynı konulara ve dolayısıyla sorunlara takılı kalmasından, toplumun da yoğun biçimde ‘akıl tutulmasının aymazlık haliyle’ hep aynı şeylerle meşgul bırakılmasından kaynaklanmaktadır. O nedenle ben de çoğu kez hep aynı konulara ve sorunlara ilişkin bir şeyler yazmak zorunda kalıyor, bırakılıyorum..
O nedenle geçen yıl yine bu sütunlarda yayımlanan bir yazımın güncellenmiş ve özetlenmiş haline en azından gelin bir göz gezdirin ve eğer beğenirseniz dikkatle okuyun, ya da okumayın, kesinlikle ısrar etmiyorum; “Mevcut siyasal yapıya baktığımızda ‘Bileşen’ ve ‘Kimlik’ gibi, bildiğimiz siyaset sosyolojisinde yeri dahi bulunmayan bir olguyla karşılaşıyoruz. Sözgelimi; Adam gayet rahat ‘biz bir bileşeniz’ diye konuşabiliyor ya da bir parti lideri ‘farklı kimlikleri’ parti saflarına katmakla övünebiliyor. Bütün siyasi partiler farklı kimliklere yönelerek kendi kimliklerinden adeta feragat ediyorlar ve çeşitli ‘bileşenlerden’ yeniden oluşmaya başlıyorlar. Aslında bu durumun siyasal alanda bir anlamda ‘bileşik kaplar etkisi’ yarattığını ve genel bir eğilim yani trend olarak bütün siyasi partiler birbirine benzemeye başlığını dolayısıyla her partinin içinde, aslında başka bir partide olması gereken bileşenlerin ve kimliklerin yer almaya başladığını söylemek gerekiyor. Bu bağlamda, siyasal kimliklerin siyasal parti programların önüne geçtiğini ve esas belirleyenin farklı siyasal kimlikleri taşıyan popüler kimlik taşıyanlar olduğunu görebiliyoruz. Bu durumda belirli kimliklere sahip özneler o partiden bu partiye sıçrayarak paraşütle parti yönetimlerine geliyor, aday oluyor, dolayısıyla siyaset alanında muazzam bir kimlik, özne ve bileşen hareketliliği yaşanıyor.” Bu tespitin hemen ardından kaygan zemindeki ülke siyasetinin herkesin yani her görüşten ve her kesimden insanın içinde yer aldığı ‘siyaseten rengarenk bir çiçek bahçesine dönüştüğünü’ belirtmiştim. Sizlere aktarmak istediğim konu aslında şudur; Ülkemizdeki siyaset düzeninin adına eskiden ‘Kaleydoskop’ denilen çiçek dürbününe nasıl dönüştüğünü, daha doğrusu nasıl dönüştürüldüğünü sebepleri ve gerekçeleriyle öncelikle bilmek gerekiyor. O yüzden anlatmaya devam ediyorum, sizlerde okumaya devam edin lütfen!.
“Türkiye’deki siyaset düzeninin bir çiçek dürbünü haline gelmesinin başlıca sebeplerinin başında, emperyalizmin stratejik bölgelerdeki güçlü ulus devletleri etnik ve mezhep kimliklerine bölerek zayıflatma taktiği gelmektedir. Yıllardır 12 Eylül 1980 darbesinin yarattığı siyasal tahribatın bir türlü aşılamaması, yüzde 10’luk seçim barajından kaynaklanan siyasal nüfuzun maddi çıkarlarla elde edildiği ‘Kliental sistem’ yani Amerikan tarzı seçim kampanyalarının kafa karıştırıcı, aptallaştırıcı etkisi, başta sendikalar olmak üzere sivil toplum örgütlerinin iktidarların uzantısı, payandası, yardakçısı haline getirilmesi, her şeyi normal gösteren medya faktörü ve iletişim zorlukları ‘neo-liberal’ iktisat politikalarının orta sınıfta yarattığı ‘şahane hayat yanılsamaları’ ile daha pek çok sebeple etken sayılabilir ve de tartışılabilir..
Bu noktada bir kötü, bir de iyi haber verebiliriz. Kötü olan haber şudur; Bu çarpık siyasal düzen asla sürdürülebilir değildir. Devlet’in içine sokulduğu ideolojik bunalım, bölgesel savaşlar ve iktisadi krizle birleştiğinde, ya iç savaşa ya da sopayla gerçekleştirilecek bir ‘Restorasyon’ döneminin yolunu açabilir. İyi haber ise şudur; Sosyalist, yani kapalı sistemin baskısından kurtulan emperyalist veya kapitalist sistem, sadece iktisadi değil aynı zamanda ideolojik ve kültürel hatta insani olan kendi yaşadığı krizlerinde, dönüşü çok zor olan bir noktaya gelmiştir. Bu durumun, Türkiye dahil dünyanın her yerinde farklı kimliklerin ve bileşenlerin zaman içinde sınıfsal olarak ayrışmasına yol açmasından dolayı eğer bizlerde o türde bir düzenden yana isek, (bu arada önemle belirteyim ben kesinlikle o türden bir düzenden yana kesinlikle değilim!) kimilerinin açısından bakıldığında sonuç kesin ve olumlu sayılabilir. Ama her iki durum da farklı örgütlenme ve stratejiler gerektirmektedir. Bunlardan birincisi, cephe siyasetini, ikincisi ise öncü parti ve sınıf siyasetini benimsemeyi ve uygulamayı gerektirmektedir. “
Anlatacaklarım daha bitmedi, yarına devamı var!..
POPÜLER FOTO GALERİLER