Birlik Gazetesi, Güncel Haberler, Balıkesir haber, Balıkesir Birlik, Birlik Haber, Birlik Gazetesi, En son haber, Balıkesir

reklam

AKLI TUTULAN GAFLETE DÜŞER!

AKLI TUTULAN GAFLETE DÜŞER!
Zikri Evner
Zikri Evner( zikri@birlikgazetesi.com.tr )
6
28 Eylül 2020 - 16:59

Akıl tutulmasının aymazlık hali, şöyle tanımlanabilir; Algı eksikliği, olayları ve nedenlerini
anlayamama, başkalarının gözlüğü ile dünyayı ve gelişmeleri irdeleme, kendine özgü bir bakış,
duyuş, duruş geliştirememe, kendin olamama durumudur..
Ulu Önder Atatürk gençliğe hitabesinde bu duruma kısaca ‘Gaflet’ olarak tanımlamıştır. Ben bu
durumu bugünkü yazımın başlığında 'gaflet' ama genel olarak ‘aymazlık’ şeklinde ifade
ediyorum. Çünkü her iki ifadede aynı kapıya çıkmaktadır. Bugünlerde ülkemizin içinde bulunduğu
durumu anlatmaya ‘Cuk’ oturduğunda olsa gerek 'aklı tutulan gaflete düşer' diye boşuna
dmemişler, diye düşünüyorum. Yıllardır, Türkiye’nin ne denli zor bir süreçten geçtiği üzerine
kaleme aldığım yazılarım, daha öncesinde TV ekranlarında yaptığım yorumlarım arşivlerde hala
tazeliğini korumaktadır. Bazen ülke siyasetine yön verenlerin çoğunlukla kişisel anlamdaki iktidar
hırslarından olsa gerek, gerçekten günümüzü okumaları, anlamaları dört yıl önce yaşadığımız ve
etkileri hala süren 15 Temmuz kalkışma badiresine rağmen bile pek olası görünmüyor, diye
düşünmekten de kendimi bir türlü alamıyorum. İşte böylesi durumları 'akıl tutulmasının
aymazlık veya gaflet hali' diye tanımlamak mümkündür. Yakın geçmişte bilhassa 90’lı yıllar ve
2000’li yılların başında bireysel hırsların bir araya getiremediği merkez sağ siyaset unsurları,
mutlaka sizlerde anımsayacaksınız, çok büyük hayal kırıklıkları yaratmıştı. Sonuçta 2002'de
sandıkta yok olup gittiler. Şimdi merkez sağın yerinde yeller esmektedir. Şimdilerde Meral
Akşener'in İYİ Partisi merkez sağ iddiasıyla birşeyler yapmaktadır ama yine de o boşluk tam
anlamıyla doldurulmuş değildir. Yine anımsayacaksınız, 2007 yılında gayet sancılı bir birleşme
süreciyle zorluklarla ve de bence 'yapay' biçimde oluşturulan Demokrat Parti’nin o zaman ki
Genel Başkanı Mehmet Ağar kendisiyle gerçekleştirilen bir söyleşide bir soruya verdiği yanıt
kimilerine hoş gelse de bazılarının kafalarında benim gibi soru işaretleri yaratmıştı. Dilerseniz
Mehmet Ağar’ın o zaman ne söylediğini birlikte anımsayalım;
"Yönetmenin ve yönetilmenin daima yazılı olmayan kuralları da vardır!."
O zamanlar bu söylemdeki ifadeden kim ne anlamış ve algılayabilmişti ki?
Acaba, kimileri veya birileri kitlesel yoğunlukla Mehmet Ağar’ın bu sözlerini "Tamam bu kez bu
işi bitirecek parti, bu partidir" diyerek oylarını demokrasi anlayışı ve yöntemlerinden kuşku
duyulabilecek bu anlayışa mı vermişti, vermek istemişti?
Hiç zannetmiyorum!..
Üstelik onların o zamanlar dile getirdikleri en belirgin söylemleri şuydu; Eski Demokrat Parti ve
Menderes geleneğine AKP ve DP'nin birlikte sahip çıktıkları veya çaba gösterdikleri üzerine değil
miydi? Dahası bu çabalar değil miydi ki, Türkiye'yi Atatürk'ten sonra, 1940’ların sonunda İsmet
İnönü ile başlayan ve Adnan Menderes ile zirve yapan ABD ve onun egemen politikalarına,
emperyalist beklentilerine koşulsuz teslim eden!.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları olarak son süreçte büyük ölçüde yitirdiğimiz güven bir
tarafa, daha düne kadar iktidar partisi kadroları içine yuvalanmış birilerinin Cumhuriyet
değerleri ile sürekli kavgalı olmalarını henüz unutmuş değiliz!.
En azından ben unutmuş değilim!.
‘Demokrasi uzlaşma kültürüdür.’ Bunu bir türlü anlamayan, anlamak istemeyen bağnaz
zihniyetler her zaman ülkenin başına olmadık işler açmıştır. Bu durum dört yıl önceki 15 Temmuz
kalkışmasında gayet apaçık biçimde görülmüştür. O yüzden bu memlekette demokrasi, ne
koşulda olursa olsun vazgeçilmez olarak kalmak, varlığını sürdürmek zorundadır. Yani sözde değil
özde demokrasi, demokratik toplum, daima şiarımız olmalıdır!.

Bu perspektiften bakıldığında en gerçöekçi yani reel biçimde 'toplumsal akıl tutulmasının
aymazlık hali' şöyle tanımlanabilir;
'Akıl tutulması, yakın zamana kadar zincirli ve tasmalı kalemler(!) aracılığı ile türlü biçimlerde
sağlanırken, ekran karşısında birileri bakar körler misali diğerlerine verilen komutlar sayesinde
kafa sallarken, stüdyolarda talimatla alkış tutarken oynanan oyunlarla ülkenin geleceğini
oylarıyla belirleyecek seçmenin olguları sağlıklı bir şekilde değerlendirememesi sonucu ortaya
çıkmamış mıdır? Bence haydi haydi çıkmıştır. Matematikte en karmaşık problemleri
sadeleştirerek çözmek mümkündür. Ancak toplumsal tavırları matematiksel olarak açıklasak
bile her zaman iki kere iki maalesef dört etmekmektedir!.’
Sanırım, bilhassa 2007 ‘den bu günlere gelinen süreçte bireylerin veya siyasilerin anlayamadığı
veya anlamak istemedikleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin, yani toplumsal
aydınlanmaya yönelik devrimlerin son 70 yıllık süreçte bir türlü içselleştirilememesidir. Bu
noktada maalesef kabul etmek durumundayız ki, özellikle 1950’den sonra mevcut düzene karşıt
olarak onca tarikat, cemaat, FETÖ benzeri örgüt ve onların uzantıları çok rahat biçimde bazı
dönemlerde fazlasıyla palazlanıp adeta kafa tutmaya, tehdit edici davranmaya başladılar ve de
zaman içinde epeyce yol aldılar. Bu durumun acı sonuçlarını 2016'nın 15 Temmuz gecesi çok acı
biçimde gördük ve yaşadık. Bu ‘ahval ve şerait’ içinde hala akıl tutulmasının aymazlık halini hala
yaşayanlar varsa ki ben var olduğunu düşünüyorum. İşte onlar, 15 Temmuz kalkışması sonrası
süreçte daha da zorlu geçmeye başlayan dönemde kendilerini asla çıkılması mümkün olmayan
bir demokrasi parkurunda görmek zorundadır. Aklı tutulan gaflete düşer, dememek için
tavsiyem ve temennim odur ki, yazılarımda sıkça dile getirdiğim yani ‘akıl tutulmasının aymazlık
hali’ şeklinde tanımladığım toplumsal kültürün zeminini kaybetmesi, yok olup gitmesine asla
mahal vermemek gerekmektedir. Aksi halde halimiz nice olur, hiç düşündünüz mü?..

POPÜLER FOTO GALERİLER